logom.png

A        B        C        D        E        F        H        K        L        M        N        O        P        R        S        T        U        V        Y        Z

 Kurtveli Bozkurt (Aşık Revani) Vahap Bozkurt un (Aşık Suzani) nin küçük kardeşi olup yetmiş yaşlarına kadar yaşamış.1967 yılında vefat etmiştir.

 

Bu süre içerisinde bir kaç kez Ankaraya çağrılı olarak gidip Ankara Radyosunda sazını ve sözünü dinlettirmiştir.Ankara Hasanoğlan Enstitüsünde öğrencilere Ananeler,köy usulleri,köy giysileri,düğün törenleri hakkında dersler vermiştir.

1932 yılında Sivas'ta o zamanın Sivas Milli Eğitim Müdürü olan aynı zamanda öğretmen Halkevleri müdürlüğünü de yürüten Ahmet Kutsi Tecer'in katkılarıyla düzenlenen bir Sivas Halk Şairleri Bayramı düzenlenir. Bunun için tüm yöre halkı aşıklarına elden geldiğince böyle bir bayramın düzenleneceği duyrulmaya çalışılır. O zamanlar kış aylarıki, köylerden şehre inmek fermana mahsus. O zaman köyden şehre yayan yada atla gidiliyor. Bu duyuruyu duyan Aşık Süleyman ve bizim köyün aşıklarından Revani ve Suzani sazlarını omuzlarına vurup düşmüşler o karda kışta Sivas yollarına ve yürüyerek iki gün iki gecede Sivas'a varmışlar. Aşık Süleyman bu yarışmada "Yemek Koşması" ile o zamanın Sivas valisi Ali Haydar Paşa için bir deyiş söylemiştir. Ali Haydar Paşa'ya söylediği deyişin ilk dörtlüğü biliniyor tamamı bilinmiyor.

Revani Bağlamayı Aşık Süleyman ve Suzaniden öğrenmiştir ve kendisini yetiştirmiştir.Aynı zamanda çok iyide Keman çalmasını bilen aşık, kendisinden sonraki kuşağın yetişmesinde de büyük etken olmuştur

 

 

Şu cihanda kabul olmaz dileğim

Varıp gerçeğe kul olmayınca

Her Veli mevti kılıp kandıramaz

Sahabı Zülfikar Ali olmayınca

 

Didelerim melul mahsul hiç gülmez

Tabipler derdime deva bulamaz

Her mürşid ölüyü diri kılamaz

Sultan Şah İbrahim Veli olmayınca

 

 

Derya gibi dalgalarım daşunur

Özüm bilmez seni yoldan şaşurur

Her dede halledip çiğmi bişurur

Seyit Ali Kızıldeli olmayınca

 

 

Üç sünneti yedi farzı bilemez

Revani dünyada birşey dilemez

Ruh-i siyahımı kimse silemez

Kerbela şahının eli olmayınca

 

 

 

 

Kabul olmaz şu cihanda dileğim

Varıp bir gerçeğe kul olmayınca

Her veli nimetin ılıp kaldırmaz

Sahib-i Zülfikâr Ali olmayınca

 

Hayatından mematından geçemez

Değme merdan aşk meyinden içemez

Güvercin donuna girip uçamaz

Hünkâr Hacı Bektaş Vel olmayınca

 

Didelerim mahsun olur hiç gülmez

Tabipler derdime derman bulamaz

Her mürşit ölüyü diri kılamaz

Sultan Şah ibrahim Vel olmayınca

 

Derya gibi dalgalanır taşırır

Özün bilmez seni yoldan şaşırır

Her dede halledip çiğ mi pişirir

Seyit Ali Kızıldeli olmayınca

 

 

Üç sünneti yedi farzı bilemez

Revânî'm dünyada birşey dilemez

Ruy-u siyahımı kimse silemez

Kerbelâ şahının eli olmayınca

 

 

Kardeşler'de çevirdiler yolumu

Şu benim halimi sor vali paşa

Kaçırdılar bir teneke balımı

İşimden ettiler dur vali paşa

 

Zalim hırsız kendi nefsine uymuş

Balı yemiş tenekeyi boş koymuş

Benim gibi nice fakirler soymuş

Şu benim hesabım gör vali paşa

 

Yirmi kilo koymuş idim bu kaba

Haşa, hilafım yok bu sözde tövbe

İçinde azığım bir beyaz heybe

Bu iş başa geldi sor vali paşa

 

Vali beye beyan kıldım hâlimi

Ya ver parasını ya bul balımı

Terbiye etmezsen böyle zalimi

Olur vilayete ar vali paşa

 

Revânî'yim anlamadım bu işi

Kırılsın çenesi dökülsün dişi

Balı yiyen on beş, yirmi kişi

İstersen şahitim var sor vali paşa

 

 

 

Bir arzuhal yazdım Ziya Bey sana

Şu benim halimi bil kerem eyle

Bizi çıplak koymak düşmez şanına

Beni bir eline al kerem eyle

 

On bir nufüs efradım var giyecek

Sen ihsan eylesen kim ne diyecek

İhtikârlar sanki bizi yiyecek

Şanına düşeni kıl kerem eyle

 

Sizden alır malı saklı satarlar

Adaleti bir tarafa atarlar

Herkes kazancına hile katarlar

Aktı gözüm yaşı sil kerem eyle

 

Ne nöbet var, ne sıra var almaya

Tahammülüm yoktur burda kalmaya

Bineğim yok gidip geri gelmeye

Kış günüdür uzak yol kerem eyle

 

Otuz metre basma otuz da ak bezi

Olursa çok olsun istemem azı

Evimin kalmadı bir damla gazı

İşte sana mâlum hâl kerem eyle

 

Ezelden bilirim bir ehli dilsin

Gülşan bahçesinde açılan gülsün

Sen bilmezsen, ahvalimiz kim bilsin

Büküldü kemendim hâl kerem eyle

 

Reis beye beyan ettim derdimi

Eksik etmez elden gelen yardımı

Revânî'yim azuhâlim vardı mı

İhtiyacım lütfen sal kerem eyle

 

 

Şu cihanda kimse bâki kalamaz

Cennetten çıkınca ol safiyyullah

Muradına maksuduna eremez

Azrail gelince el- hükm-ü ullah

 

 

Ağla deli gönül durmayıp ağla

Hüseyin aşkına karalar bağla

Karış ummanlara sularla çağla

Kerbelâ aşkına fi sebiyyullah

 

Erdebil'de yatan gül yüzlü Şah'ım

Kıblegâhım, secdegâhım, penahım

Şu iki cihanda hem mihri mahım

İmanım büsbütün hasbeten illah

 

Revânî elime aldım sazımı

Kabul eyle niyazımı nazımı

Aman Şahımerdan ver niyazımı

Dedik suçumuza estağfurullah

 

 

 

 

Bildin azimetin bizim ellere

Bir mektup vereyim dur seher yeli

Validemin mergadına hâkine

Sür yüzün selamın ver seher yeli

 

Ben de düştüm Acemistan iline

Alışmadım Acemlerin diline

Mektubumu kardeşimin eline

Kendi elin ile ver seher yeli

 

Dayım yok ki mektup yazam dayıma

Dayanamam gurbet elin yayına

Yüzlerimi pederimin payına

Sür yüzün selamım ver seher yeli

 

Revânî'yım böyle söyler dillerde

Havadis gelmez postalarda tellerde

Mektup gelir deyi gözüm yollarda

Yolların kesti mi kar seher yeli

 

 

Hüseyin'in düştü gül cismi zemine

Medet Allah muharremdir muharrem

Haber ver, Hz. Cibril Emine

Medet Allah muharremdir, muharrem

 

Huda bahseyledi Cibril Emine

Hüseyn'im debrederdi şirine

Düşüptür hâke nazır-ı zemine

Medet Allah muharremdir, muharrem

 

Hatica, Fatıma, Meryem'le Sara

Çekip Mansur gibi özünü dara

Yolar saçlarını Hazreti Zehra

Medet Allah muharremdir, muharrem

 

Bağladılar Fırat'ın yollarını

Kesipler Abbas'ın hem kollarını

Susuzluktan kuruyan dillerini

Medet Allah muharremdir, muharrem

 

Bugün harap edipler ehl-i beyti

Takıplar boynuna zincir kemendi

Necef Şahı buna nasıl dayandı

Medet Allah muharremdir, muahrrem

 

Yakıldı Kasım'ın kandan kınası

Yıkıldı Ehlibeyt'in hem binası

O toyda enbiyalar çekti yası

Medet Allah muharremdir, muharrem

 

Bugün kesildi yetmiş iki kurban

Ciğerler parçalandı, oldu büryan

Soyuplar Ehlibeyt'i kaldı üryan

Medet Allah muharremdir, muharrem

 

Bugün kan ağladı çarhı felekler

Ki tebdilin şaşardı hep melekler

Bugün kabul olur kamu dilekler

Medet Allah muharremdir, muharrem

 

Alekberin sinesin dağladılar

Sâkine'yi katere bağladılar

Arşı kürsü semavet ağladılar

Medet Allah muharremdir muharrem

 

Teşnelikten mehd olan asırlara

Ceddi paki Mustafa ve Haydar'a

Ruzu mahşerde kıl şefaat Revânî kemtere

Medet Allah muharremdir muharrem

 

 

 

 

Merhametli şahım şekavetkAnı

Mürvet Şahımerdan sana sığındım

Bir mürvete bağışlarsın bir kanı

Mürvet şahımerdan sana sığındım

 

Mergadın üstünde nurlar saçılmış

Nice gözsüzlerin gözü açılmış

Şehitlere hülle donu biçilmiş

Mürvet Şahımerdan sana sığındım

 

Hatice Kübra'yla Fahr-i kAinat

Ümmetine etti seni emanet

Münafıklar kıldı türlü hakaret

Mürvet Şahımerdan sana sığındım

 

Erzen'de Selman'ın carına eren

Arş yüzünde arslan donuna giren

Mahrum kalmaz dergahına yüz süren

Mürvet Şahımerdan sana sığındım

 

Kur'an'da metheder hazreti Hüda

Bizi din darından eyleme çüda

Kapına gelmiştir Revânî geda

Mürvet Şahımerdan sana sığındım

 

 

Saâdetli devletin dindar valisi

Çok şükür bu yana revan eyledin

Vilayete verdin şanı şerefi

Gün gibi sen seni ayan eyledin

 

Böyle vali gelmemişti payende

Kimse bilmez bir hikmet var mayanda

Kurt koyunla gezer oldu sayende

Vilayeti Mehdi devran eyledin

 

Beyim haberdarsın her bir ümürdan

Nüfusun evliyadan, ümmetin pirden

Nice fakirleri kurtardın dardan

Bize bu okulu ihsan eyledin

 

Gayri geçti taassubun çağları

Asfalt yaptın tepeleri dağları

İhya ettin bahçeleri bağları

Hakikate layık ferman eyledin

 

Revânî bu sözün olsa hulasa

Halim arzedeyim ol haslar hasa

Böyle vali gelmemişti Sivas'a

Büsbütün köyleri hayran eyledin

 

 

 

 

Gel ey gönül bir nasihat edeyim

Ahiri faydasız dara düşersin

Kimsenin hakkına eyleme taarruz

Encamı ah ile zara düşersin

 

Sabr-ı tahammül kıl cevr-i cefaya

Meyil verme burda zevk-i sefaya

Muhabbet şehrini verme yağmaya

Pervaneler gibi nara düşersin

 

Entamut sırrına olasın yakın

Haramadan, ziyandan yalandan sakın

Nefse uyup yeme mazlumun hakkın

Yılanı çok bir mezara düşersin

 

Görüp duymadığın sözü söyleme

Darılıp birine bühtan eyleme

Hasetten pahıldan bir şey dileme

Garip Mansur gibi dara düşersin

 

Tamahkârın daim meyli nardadır

Koğu gıybet edenin yüzü karadır

Revânî'nin sözü sağ ikraradır

Gül iken çevrinir hara düşersin.

 

 

Yücesinde dertli dertli ötüşen

Eğlen tarif edem yolu turnalar

Gök yüzünde ak buluta karışan

Islanmış kanadın telli turnalar

 

Pamuk gibi ak beyazdı elleri

Bülbül gibi seda verir dilleri

Bağlamada yanık sarı telleri

İşitse ah eder ölü turnalar

 

Garip bikes kaldı gurbet ellerde

Şimdi mektup gözler gözü yollarda

Sivas'ın çevresi yüce bellerde

Terk etti vatanı ili turnalar

 

Abdül Vahap tekkesini arzetti

Yaşı kırk dokuzdan elliye yetti

Şu fani cihanı terk edip gitti

Nesli Şah İbrahim Veli turnalar

 

 

 

Ankara şehrine basınca kadem

Çok şükür mekteb-i irfanımız var

Erişti murada hep millet bu dem

Gamdan hâlâs olduk, devranımız var

 

Burda aşıkları korlar mihenge

Her taraf bezenmiş bir türlü renge

İndi şanlı ordumuz nam-ı firenge

Semaya set çeken tayyaremiz var

 

Adalettir bu milleti yaşatan

Yetişmekte bahçemizdeki fidan

Türkiye'ye ziya verip ışıtan

Atatürk Gâzi Kemal'imiz var

 

İhya oldu vatan yapıldı yollar

Vasfını etmeye azizdir diller

Temennamız budur yaşasın binler

Hatadan saklayan süphanımız var

 

Alınırsa kelâmımız piyasa

Ne kadar meth etsek gelmez kıyasa

Kazamız bağlıdır şanlı Sivas'a

Kongreyi kuran bürhanımız var

 

 

Zahirde batında gezen erenler

Yatan, ne yatarsın uyan dediler

Erdebil'de Şah İbrahim elinde

Alıban bâdeyi iç kan dediler

 

İçiben bâdeyi oldum mestane

Ellerim bağlayıp durdum divane

Kül oldum aşk ile ben yane yane

Bu aşkın oduna sen yan dediler

 

Revânî çok şükür biz olduk ruşen

Tamu görmez sevdiğine karışan

Mümünlikte gerek elbet bir nişan

Hakkın birliğine güven dediler

 

 

 

 

Bir arzuhal yazdım şahlar şahına

Sabır köşesinde otursun demiş

Gail olsun Hak'tan gelen cefaya

Ekmeğini suya batırsın demiş

 

İnanmasın bivefanın fendine

Dolaştırır seni aşk kemendine

Mülk olur sanmasın dünya kendine

Türlü hizmetlerin yetirsin demiş

 

Zalimin zulmüne tahammül eyle

Budur aşıkların âdeti böyle

Alem sultan olsun sen kulluk eyle

Kul olsun pazarda satılsın demiş

 

Zahiri ne ise batında odur

Zahirden batına dos doğru yoldur

Hakkın rahmetleri her şeyden boldur

Sırası geldikçe yetirsin demiş

 

Revânî'nın derdi inmiş derine

Yeniden bir sevda düşmüş serine

Tayin edek üç yüzlerin birine

Sırası geldikçe katılsın demiş.

 

 

 

Don't have an account yet? Register Now!

Sign in to your account