logom.png

A        B        C        D        E        F        H        K        L        M        N        O        P        R        S        T        U        V        Y        Z

Ciwan Haco Biyografisi.

Ciwan Haco, 1957 yılında Suriye’nin Qamışlo kentinde doğdu. Ailesi Mardin’in eski aristokratlarındandır. Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra Haco Ağa ve sülalesi de sürgünlüğü tatmış, Suriye’ye yerleşmiştir. Ciwan müzikle çocukken tanıştı. Mıhemed Şexo ve Mırado dineyerek müziğinin ilk temelini almış olan Ciwan, sazı kendi kendine öğrendi. Suriye’de de Kürt müziğinin önüne konulan engeller yüzünden bir şeyler yapamayacağını fark eden Ciwan Haco, lise öğreniminden sonra Avrupa’nın yolunu tuttu. Almanya’nın Bochum Üniversitesi’nin müzik fakültesinde 3 yıl öğrenim gördü.

Ciwan Haco, 1957 yılında Suriye’nin Qamışlo kentinde doğdu. Ailesi Mardin’in eski aristokratlarındandır. Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra Haco Ağa ve sülalesi de sürgünlüğü tatmış, Suriye’ye yerleşmiştir. Ciwan müzikle çocukken tanıştı. Mıhemed Şexo ve Mırado dineyerek müziğinin ilk temelini almış olan Ciwan, sazı kendi kendine öğrendi. Suriye’de de Kürt müziğinin önüne konulan engeller yüzünden bir şeAlmanya’daki ilk yıllarında Alman, Türk, Latin Amerikalı dostlar edindi kendine. Caz, rock, blues, pop konserlerinin müdavimi olan Ciwan’ın müziğindeki yönelimin ilk adımlarını bu konserlerin oluşturduğunu belirtmek mümkün. Son dört albümünü birlikte çalıştığı, Paolo Vinaccia, Knut Reiersrud, Audin Erlien, Stein Bullhansen, Büge Wefestelut, Bendik Hofset gibi sanatçılar, Joe Cocker, A-ha, Abba şarkıcı ve gruplarla kolektif çalışmalar yürütmüşlerdir. Bu sanatçılar Ciwan müziğinin şekillenmesinde büyük rol oynamışlardır.

Ciwan Haco, Kürtçenin yanı sıra, 40’a yakın Almanca ve İngilizce şarkı da yapmıştır. Almanca olanların sözleri de kendisine ait. İngilizce şarkıların bir bölümünün sözleri ise arkadaşlarına ait. Avrupa’da özellikle de halen yaşamını sürdürdüğü Norveç’te, televizyonlara çokça çıkmış, gazetelerde röportajları yayımlanmış ve yaptığı müzikle epeyce olumlu eleştiriler almıştır.

 

Ciwan Haco’nun müziği, Kürt müziğinin dünyaya açılma serüveninin bir bölümüdür. Ancak bu, Kürt müziğinin tüm renkleriyle dünyadaki dinleyicilerin beğenisine sunulmasından çok, dünyadaki müzik türlerinin Kürt müziğine uyarlanmasıdır.

Bu uyarlamada Ciwan’ın yurtdışındaki yaşantısının, Bochum Üniversitesi’nde almış olduğu müzik eğitiminin de büyük etkisi var. Pop’tan rock’a, blues’dan caza değin farklı müzik türlerinin izlerini, yönelimlerini, kendi üretimlerinde uygulamaya çalışan bir sanatçıdır Ciwan Haco. Ancak Ciwan Haco’nun çalışma sistemindeki küçük bir ayrıntıyı sunmak, albümlerin niteliğinin artmasında hayli katkıları olan diğer müzisyenlerin de ön plana çıkmasına sağlayacaktır kuşkusuz. Hiçbir zaman planlı bir çalışma yürütmeyen Ciwan Haco, önce müzisyenlere yaptığı besteyi bağlamayla çaldığını, daha sonra da gruptaki müzisyenlerin kendi yeteneklerini bu müziğin içerisine kattıklarını ve kolektif bir yapı içerisinde ürünlerin ortaya çıktığını, kendisiyle yapılmış birçok röportajda dile getirmiştir. Bu da, onun müziğinde karşımıza çıkan farklı müzik türlerinin, doğaçlamaların mantığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Kürt ezgilerinin geleneksel yapısından uzaklaşarak farklı tarzlarda da kullanılabileceğini kanıtlayan örnekler sunmuş bir sanatçı olan Ciwan Haco, özellikle metropollerde yaşamını sürdüren Kürt gençlerine farklı beğeniler kazandırmış, birçok sanatçıyı etkilemeyi başarmıştır. Bu etkilenmede, Ciwan Haco’nun müziğinin yapısının yanı sıra sesinin rengi ve yorumuyla ilgilidir. Ciwan Haco’nun müziğini doğru bir şekilde algılamak için, albümlerinin içerikleriyle müzikal yapısını birlikte değerlendirmek gerekir. Çünkü, ilk albümlerinde çoğunlukla Kürt şairlerin şiirlerinden yola çıkarak besteler yapmış olan Ciwan Haco, sonrasında söz ve müziği kendisine ait bestelerle yoluna devam etmiş. “Che Guevara”, “Peşmerge”, “Generale Tırsonek”, “Serhıldan” gibi bazı bestelerinde toplumsal hareketlilikten etkilenen, beslenen Ciwan Haco, son albümlerinde ise, daha bireysel yönelimleri içeren sözleri kullanarak, içerikten çok müzikal yapıyı ön plana çıkarma yoluna gitmiştir. Albümlerin müzikal yapısı içerisinde değerlendirilebilecek diğer bir özellik ise, her yeni albümde,enstrüman sayısının giderek artması, bunun bir sonucu olarak da her enstrümanın ayrıntıyı yakalama çabası içerisine girmesi ve zamanla melodilerin yerini doğaçlamaların almasıdır.

 

Ciwan Haco’nun bugüne kadar çıkmış olan 12 tane albümü var. Bunlardan 11 tanesi Türkiye’de Ses Plak tarafından yayınlandı. 1980 yılında kaydedilen ilk albümü ”Peşmerge” henüz dinleyicilerle buluşamadı.

1981 yılında Almanya-Bochum’da kaydedilen Diyarbekir 22 yıl aradan sonra müzikseverlerle buluşma olanağını ancak bulabildi. Ünlü Kürt şairi Rojen Barnas’ın şiirlerinden biri olan Diyarbekir, Ciwan Haco tarafından bestelenerek unutulmayan bir klasiğe dönüştü. Bu albümde yer alan ‘Diyarbekir’çok sık olarak Ciwan’ın Si û Se Gule albümünde yer alan ‘Diyarbekir Mala Mîna’ile karıştırılmaktadır.

Albüm 80’li yıllarda Avrupa’dan yayılarak, elden ele gençlerin birbirilerine verdiği kayıtlarla, Kürtler’e ilişkin her şeyin yasak olduğu o dönemde tüm Ortadoğu’da yayıldı. Bu yıllarda kim olduğu yeterince bilinmeyen Ciwan Haco hakkında çeşitli rivayetler çıktı ve adeta efsaneleşti. Diyarbekir, Ciwan Haco’nun ikinci albümüdür. Enstrüman sayısının az olduğu bu albümde, rock motifleri hissedilmektedir. Bu albüm Kürt Müziği’nde ve Ciwan’ın müzik serüveninde, önemli bir kilometre taşıdır. Çoğunluğu Ciwan Haco bestelerinden oluşan bu albümde, Kürt Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Cegerxwîn’nin yanı sıra Rojen Barnas, Çelebî Haco ve Goran Haco’nun da eserleri yer almaktadır.

 

Gula Sor, Ciwan Haco’nun 1983 yılında yaptığı üçüncü albümüdür. Bağlamanın yol göstericiliğinde gitarın Kürt dinleyiciyle tanıştırılması olarak tanımlanabilecek “Gula Sor”da saksafon ve vurmalı enstrümanlar da kullanılmış. Ciwan Haco’nun enstrüman sayısının az olduğu bu albümde, rock motifleri ağırlıklı olarak hissedilmesine rağmen, melodilerin önceliği hemen fark ediliyor. Ciwan, bestelerinin yanı sıra, kimi geleneksel Kürt ezgilerini de kendi tarzı içerisinde yoğurarak yorumlamış. Albümde, Kürt edebiyatının önemli temsilcilerinden Cigerxwin ve Qedrican’ın şiirlerinden yaptığı bestelere de yer vermiş Ciwan Haco.

1993 yılında, Türkiye’deki müzikseverlerle buluşma olanağı bulan albümü, “Sî û Se Gule” albüme adını veren, Ahmed Arif’in “Otuz Üç Kurşun”şiirinin Kürtçe çevirisinin Ciwan Haco tarafından bestelenmesiyle oluşturulmuş. Farklı tarzların, farklı bölümlerin ve doğal olarak farklı ritmik yapıların kullanıldığı eser, aynı zamanda, Ciwan Haco’nun müzikalitesinin arttığının, müziğinin daha evrensel bir yapıya yöneldiğinin ipuçlarını taşıyor.Kürt müziğinde etkin olarak kullanılan otantik enstrümanların batılı enstrümanlarla uyumlu bir birlikteliğini sergileyen bir albüm olması yönüyle, Ciwan’ın müzik serüveninde, farklı bir kilometre taşıdır, “Sî û Se Gule”. Bu albümde toplumsal içeriği işleyen eserlerin ağırlıklı olduğu gözleniyor.

Ciwan Haco’nun ritmi biraz daha fazla ön plana çıkardığı, doğaçlamalara dayalı bir müzik tarzını ön plana çıkardığı “Duri” adlı albümünün yayım tarihi, 1994. Albüm, cazdan popa varıncaya dek farklı müzikal yapıları içinde barındıran çalışmaları bir arada toplayan bir albüm. “Duri”de toplumsallığın yanı sıra, bireyselliği yansıtan ürünlere de yer verilmiş. Önceki albümlerinden ayrılan bir diğer yön de, söz ve müziği kendine ait eserlerin ağırlık kazanmış olmasıdır. Önceki albümlerinde çoğunlukla farklı şairlerin ürünlerini besteleyen Ciwan, bu albümünde, müziğin yanı sıra, sözleri de kendi yazmış. Ancak şairlerin ürünlerini de unutmamış. Bu albümde, ritme farklı işlevlerin yüklendiğini belirtmek gerekiyor. Kimi zaman tamamen ezginin coşkusunu yansıtıyor ritim, kimi zaman da, bir şiirin okunması ya da ağır bir ezginin hüznünü yansıtıyor. Yani ritim çok yönlü kullanılmış, “Duri” adlı albümde.

1997 yılında “Bilura Mın” adlı albümü çıkardı Ciwan Haco. İçeriğin biraz daha geri planda kaldığı, bütün etkinin müzikal yapıyla sağlanmaya çalışıldığı, “Bilura Mın” adlı albüm, Ciwan’ın yönelimlerini, bestelerinin ruhunu gerçekten çok iyi kavramış olan farklı milliyetlerden müzisyenlerin tüm yeteneklerini ortaya koydukları bir albüm. Bunu da en iyi şekilde, albümdeki doğaçlamalardan anlamak mümkün. Caz motiflerinin ağırlıklı olarak kullanıldığı “Billura Mın” adlı albüm, daha sonraki albümün bir ön hazırlığı olarak değerlendirilebilir.

“Destana Egîdekî”, Ciwan Haco’nun 1999 yılında yayımlandı.Üç yıllık bir çalışmanın sonunda Oslo’da kaydedilen albüm, etnik-caz tarzının kullanıldığı tek bölümlük, bir destan çalışması.Kürt edebiyatının seçkin yazarlarından Mehmed Uzun’un beş genç insanın idealleri uğruna mücadelesi ve ölümünü yansıtan öyküsünü, müziğin diliyle yansıtma gibi zor bir görevin üstesinden gelmeyi başarmış Ciwan Haco. Öyküdeki alt duyguyu çok iyi yakalayan Ciwan Haco, bir uzun destanı, farklı bölümler, farklı ritimler ve farklı ezgilerle dinleyiciye sunarak, farklılıklardan yola çıkarak bir bütünlük oluşturma yoluna gitmiş. “Sî û Se Gule” albümü aslında Destana Egîdekî’nin bir ön hazırlığı olarak değerlendirilebilir. Çünkü onda da, bir uzun şiirin farklı bölümlerden oluşan bir bütünlük içerisinde sunulması söz konusuydu. Tek farkı, o çalışmada otantik enstrümanların da kullanılmış olmasıydı. Oysa bu albümde, bağlama dışında tamamen batılı enstrümanlara yer verilmiş.

 

Ciwan Haco’nun Sanat Yaşamı ve Basından Bilgiler

 

Ciwan Haco’nun müziği, Kürt müziğinin dünyaya açılma serüveninin bir bölümüdür. Ancak bu, Kürt müziğinin tüm renkleriyle dünyadaki dinleyicilerin beğenisine sunulmasından çok, dünyadaki müzik türlerinin Kürt müziğine uyarlanmasıdır. Bu uyarlamada Ciwan’ın yurtdışındaki yaşantısının, Bochum Üniversitesi’nde almış olduğu müzik eğitiminin de büyük etkisi var. Pop’tan rock’a, blues’dan caza değin farklı müzik türlerinin izlerini, yönelimlerini, kendi üretimlerinde uygulamaya çalışan bir sanatçıdır Ciwan Haco. Ancak Ciwan Haco’nun çalışma sistemindeki küçük bir ayrıntıyı sunmak, albümlerin niteliğinin artmasında hayli katkıları olan diğer müzisyenlerin de ön plana çıkmasına sağlayacaktır kuşkusuz.

 

Hiçbir zaman planlı bir çalışma yürütmeyen Ciwan Haco, önce müzisyenlere yaptığı besteyi bağlamayla çaldığını, daha sonra da gruptaki müzisyenlerin kendi yeteneklerini bu müziğin içerisine kattıklarını ve kolektif bir yapı içerisinde ürünlerin ortaya çıktığını, kendisiyle yapılmış birçok röportajda dile getirmiştir.

Bu da, onun müziğinde karşımıza çıkan farklı müzik türlerinin, doğaçlamaların mantığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

Kürt ezgilerinin geleneksel yapısından uzaklaşarak farklı tarzlarda da kullanılabileceğini kanıtlayan örnekler sunmuş bir sanatçı olan Ciwan Haco, özellikle metropollerde yaşamını sürdüren Kürt gençlerine farklı beğeniler kazandırmış, birçok sanatçıyı etkilemeyi başarmıştır. Bu etkilenmede, Ciwan Haco’nun müziğinin yapısının yanı sıra sesinin rengi ve yorumuyla ilgilidir.

 

Ciwan Haco’nun müziğini doğru bir şekilde algılamak için, albümlerinin içerikleriyle müzikal yapısını birlikte değerlendirmek gerekir.

 

Çünkü, ilk albümlerinde çoğunlukla Kürt şairlerin şiirlerinden yola çıkarak besteler yapmış olan Ciwan Haco, sonrasında söz ve müziği kendisine ait bestelerle yoluna devam etmiş. “Che Guevara”, “Peşmerge”, “Generale Tırsonek”, “Serhıldan” gibi kimi bestelerinde toplumsal hareketlilikten etkilenen, beslenen Ciwan Haco, son albümlerinde ise, daha bireysel yönelimleri içeren sözleri kullanarak, içerikten çok müzikal yapıyı ön plana çıkarma yoluna gitmiştir.

 

Albümlerin müzikal yapısı içerisinde değerlendirilebilecek diğer bir özellik ise, her yeni albümde, enstrüman sayısının giderek artması, bunun bir sonucu olarak da her enstrümanın ayrıntıyı yakalama çabası içerisine girmesi ve zamanla melodilerin yerini doğaçlamaların almasıdır.

 

Ciwan, ekmek ve özgürlük…

 

Kürtçe üzerindeki yasaklamalar nedeniyle Türkiye’ye gelerek konser verme olanağı bulamayan Ciwan Haco, Batman 1. Hasankeyf Kültür ve Sanat Festivali kapsamında ekim ayında 300 bin kişiye verdiği konserin ardından İstanbul’da dinleyenleriyle buluştu.

25 yıllık profesyonel müzik yaşamında, coğrafyasının dağlarını, nehirlerini, insanını, kavgasını, sevdasını, ‘aşk’la anlatıyordu Kürt müzisyen Ciwan Haco. Bu destansı güzellikler, kahramanlıklar anca anadille bu kadar güzel ifade edilebilirdi. Ciwan Haco, ‘Kürtçe’ söylüyordu ve bu nedenle dili yasaklanan bir halkın nefesi, özlemiydi. Ciwan Haco, memleketti.

Abdi İpekçi Spor Salonu’nun bulunduğu semte, Zeytinburnu’na doğru yol alan bir otobüsün içinde, yıllarca dili yasaklanmış, memleket hasretiyle kavrulan insanlar vardı. Ciwan Haco, 23 yıl aradan sonra dili yasaklı olanlarla buluşacaktı, elleri ellerine, gözleri gözlerine değecekti. Ve sanki onlar, 23 yıl sonra, sürüldükleri topraklara geri dönüyorladı, öyle heyecanlılardı…

Şırnaklı, 18 yaşındaki Hasan İmre, inkarın, baskının acısını az çekmemişti. Köyleri boşaltılmıştı, bir de yoksulluk vurunca, İstansul’a göç etmişlerdi. Hasan İmre 9 kardeşine bakmak zorunda ve bu nedenle konserin verileceği salonun önünde simit satıyordu. Başına Ciwan Haco yazılı bir bant bağlayan Hasan İmre hayranı olduğu Ciwan Haco’yu dinleyemeyecekti çünkü, çalışmak zorundaydı. Ciwan Haco, Hasan için ne ifade ediyordu? ‘Çok şey’ ifade ediyordu; “O Kürttür, Ciwan’ı seviyoruz. Kürtçe şarkılarını seviyoruz. Kasetlerini alıyoruz. Ciwan’ın hayranıyım. O dünyaca bir müzik yapıyor. Bunu Kürtçe yapıyor. Bizi anlatıyor.”

 

‘Bu memleket bizim’

Harun Aslankan, Diyarbakır’dan İstanbul’a gelmişti ama Ciwan Haco’yu dinlemeye değil, ekmek parası kazanmaya. İki torba puşiyi sırtlamış, ilk kez gideceği İstanbul’a doğru yola çıkmış, konserin yapılacağı günün sabahında soluğu Abdi İpekçi Spor Salonu’nun önünde almıştı. Ciwan Haco, Harun Aslanhan için de bir ‘sembol.’ Dilinin, kültünün sembolü. Bu nedenle ihtiyar anası, “Git, Ciwan’ın yanına var, beraber fotoğraf çektir, bize getir” diye uğurlamış Aslankan’ı. Ciwan Haco konserinin başladığı saatlerde, dışarıda puşilerinin başında bekleyen Aslankan, Ciwan’ı görememenin, dineleyemenin burukluğu içinde.

Evli ve iki çocuklu Hasan Aslankan, işsiz. Yaşadığı yoksulluğu ise şöyle anlatıyor; “ Diyarbakır’da iş yok. Herkes perişan. 60 hanelik bir köyde bir, iki aile çocuğunu ya giydirir ya giydirmez. Kırsal kesimlerdeki köylerde doğru dürüst evine ekmek götüren yok. Biz çok acılar çektik. Kardeşlerimizi yitirdik. Oysa biz kardeşiz. Bu memleket bizim. Kahvelerde işsiz, ne yapacağını bilemeyen gözleri ateş gibi gençler var. Birde inkar edilence, patlamaya hazır bir bomba gibi oluyorlar. Gençlerin zoruna gidiyor bu. Bizi inkar etmeyin.”

Ağrı’dan İstanbul’a göçen ve konser salonun önünde köfte ekmek satan Mehmet Peres de, Ciwan Haco’yu çok seviyor. Eskiden kasetçiymiş. Tüm albümlerini, kasetlerini bilirmiş. Haco, Mehmet Peres için halkın sanatçısı. Ciwan şarkılarında anlattıklarını yasaklanan diliyle anlatıyor ya, önemli olan bu. Ciwan, onun dili.

 

‘Dile kavuşmak’

Ve Abdi İpekçi Konser Salonu… Hınca hıç dolu. İnsanlar dillerine kavuşmanın coşkusuyla eşlik ediyorlar Ciwan Haco’ya. Mardinli Seyran Elmas 70 yaşında. İstanbul’a 90lı yıllarda göç etmiş. Seyran Elmas, Ciwan’ı seviyor. Çok seviyor. Onca yıl yasaklanan dili Ciwan’da ses buluyor çünkü. Müziğinide beğeniyor. Pop, rock, caz, her neyse… 70 yaşındaki Elmas, dinliyor ve seviyor. Ve genç kızlar genç erkekler diyorlar ki; “ Güzel bir müziği var. Kürtçe söylüyor. Özgürlüğümüzü buluyoruz onda. Aşkı, sevdayı buluyoruz…”

 

Tu bi xêr hatî ser çawê me haî

 

Taksim’den bindiğimiz tıka basa otobüs, beni şarkılarını, türkülerini dinlediğim, bildiğim Kürt ozan Ciwan Haco’nun konser vereceği Abdi İpekçi Kapalı Spor Salonu’na götürüyordu. Tanıdık, bildik yüzlerle…

Bir konser salonu olmayan bu yerde, umarım çok sorun yaşamadan rahatça şarkıları duyar, Haco’nun Kürtçe’sini anlarım diye telaşla kendime bir yer bulup salonun nasıl hızla dolmaya başladığını izliyordum. Yapılan hazırlıklarla beraber, sinevizyonda Ciwan Haco’nun görüntüleri ve kimi televizyonların haber bültenlerinde kendisi ile ilgili çıkan haberler yer aldığında alkış tufanı da kopmuştu. Saat 15.00’de başlayacağı duyurulan konser, gecikmeli olarak 16.10’da başladığında, salonda da kelimenin tam anlamıyla iğne atacak yer kalmamıştı.

 

Biraz şaşkın, biraz ürkek ve çok da heyecanlı olduğu gözlenen Ciwan Haco sahneye çıktığı anda yaklaşık 20 bin kişi de, salonu alkış ve ıslıklarla inletti. Koltuk numarasını aramaktan vazgeçip ilişecek bir yer arayan insanların telaşı arasında Ciwan Haco, ilk şarkısını “Min navê xwe kola Li burcên Diyarbekir”i söylüyordu. Yıllarca sürgünde kalmış bir ozan olarak unutmamıştı Haco, burçlarına adını kazıdığı Diyarbekir’i…

Ardından “Brindarkirin” adlı türküyü söylerken, hepimizin bildiğini, hepimizin söylediğini duyuyordu, muhteşem solosuyla bizi soluklandıran kemanla beraber. Yeni albümüne ismini veren “Na na” adlı şarkısının ardından dinleyenlerin ısrarla istediği “Diyarbekir mala mina” (Diyarbekir benim evimdir) adlı türküyü seslendirdiğinde ise, herkesin bu özgürlük türküsüne bir kez daha eşlik ettiğini, coşkulandığını görebiliyorduk. Onlar burada olduklarını, günlerdir basında yer alan dünyaca ünlü Kürt ozanı Ciwan Haco’nun kendilerinden biri olduğunu haykırmak için gelmişlerdi. Sahnede Ciwan’dan çok onlar vardı ve özgürlüğün sesini dalga dalga yükseltmek, haykırmak için gelmişlerdi.

Kalabalığın ıslıkları, çığlıkları, gençlerin omuzlardan omuzlara yükselişiyle dalgalanan sarı, kırmızı, yeşil renkli fularlar, atkılar ve tülbentlerden biri, şimdi sahnede Ciwan Haco’ya sımsıkı sarılmış bir genç kızın ellerindeydi.

Platformun kontrolünü kaybeden sahne görevlileri zon anlar yaşıyor, “Ez qurbana we hêdi” diyen Ciwan Haco’nun yakarışları da zaman zaman şarkılarını kesmesini engelleyemiyordu. Sahnenin çok alçak olmasından dolayı, kalabalığın sahnenin çevresini sardığını ve orkestranın artık zor durumda kaldığını hepimiz görebiliyorduk. Sanatçının konseri terkedip gideceği endişesi içimde bir burukluğa dönüşmeye başlamıştı bile. Pet şişeler havada uçuşurken, anlam veremediğim yuhalamalarla gözüm “Tu bi xêr hatî ser çawê me hatî”( Hoşgelmişsin, başım gözüm üstüne) yazılı pankarta takıldı.

Ciwan Haco söylediği o güzel aşk şarkılarına sırasıyla devam ederken, elektro gitarın, perküsyonun şovuyla kendimi rahatlatmaya çalışıyordum. Salonu dolduran, onun şarkılarındaki serüveni bilen, anlayan bu kalabalık, elbette müziğin büyüsünü de bozmamalıydı.

Zaman zaman pop, pop-rock, blues, alaturka tınılarla dinlediğimiz Haco’yu, elektronik altyapılarla duyarken ona alkışlarla eşlik ediyor ve Kürt müziğine deneysel tatlar katan, çabalayan bu adamı anlamaya çalışıyorduk. Müziği gibi yorumu da geleneksel söyleyişin dışındaydı Ciwan Haco’nun. Ancak bizlerle daha fazla iletişim kuramayacağını anlayan Ciwan, zorunluktan dolayı sahnesini bırakıp gitmişti bile. Heyhat, korktuğumuz başımıza gelmişti…

Biraz sıkıntıyla ve aceleyle salondan çıktık, tekrar tıka basa dolu otobüsün arka kapısından binerek, evimize doğru yol aldık. 23 yıl aradan sonra Türkiye’ye dönen, sevdiğimiz şarkıların sahibine, ellerimizde çiçeklerle karşıladığımız, sokaklarda afişlerini gördüğümüzde içimizi ısıtan Ciwan Haco’ya o çok sevdiğini söylediği İstanbul’umuzdan güzel bir anı bırakabildik mi diye düşünüyordum. Aklımda “Tu bi xêr hatî ser çawê me hatî” sözleriyle…

 

Ciwan Hacoyla Söyleşi

 

Dünya tarihinin belki de en büyük seyirci kitlesinin karşısında olmak nasıl bir duyguydu?

 

Bu çok fazla. Beni yanlış anlamayın. Bu hoşuma gitmiyor değil. Bu güzel bir şey. Ama çok, çok fazla, fazla çok yani. Psikolojik olarak da fiziksel olarak da bu beni çok yoruyor. Duygu çeşitliliği seyircilerde ve sahnede çok fazla. Bir müzisyenin bunu taşıyabilmesi çok zor. Etrafımda seyirciler ve sahne sallanıyor. Ve o sahneden düşersem, seyircinin içine düşersem ne olacağını düşünmeye, korkmaya başlıyorum. Bazen kontrolümden çıktığını hissediyorum bu kalabalığın. Halbuki sürekli konuşuyorum onlarla sahneden sakinleştirmek için. Ama hiçbir yararı olmuyor. Kontakt kuramıyorum. Çünkü onlar başka bir dünyaya geçiyorlar beni sahnede görünce.

 

Bu dünyaya nüfuz edemiyor musunuz?

 

Hayır. Her seferinde belirli bir kişiye dikiyorum gözlerimi ve ‘Sen’ diyorum, ‘bir kere önce sakin ol’. Herkese birden bağırmıyorum, bir kişiyi hedef alıyorum. Bu daha etkili oluyor. ‘Bunlar sadece şarkı diyorum, dans etsene’ diyorum. Ama hiçbir reaksiyon almıyorum. Sadece ‘Ciwan’ diye haykırıyor o. Sadece ‘Ciwan’ haykırışlarını duyuyorum.

 

Bir kadının bir erkeği çok sevdiği için giderek sevgisinin kont-rol dışına çıkması ve o erkeğe zarar verecek bir şeye dönüşmesi gibi, değil mi?

 

Evet, tamamen kontrol dışı. Çok iyi tarif ettin, benim seyircimin sevgisi bazen böyle bir noktaya geliyor. Benim bu durumda çabaladığım tek şey, bunun sadece bir konser olduğunu hatırlatmak.

 

Diyarbakır konseri hayatınızda nasıl bir yer teşkil edecek?

 

Bu konser benim müzik kariyerimin zirvesidir. Belki de bu kalabalık bir dünya rekorudur.

 

Grup elemanlarının, özellikle Avrupalı müzisyenlerinizin izlenimleri, reaksiyonları neydi?

 

Bu grup için bir şoktu. Elbette ki oradaki herkes benim için gelmemiş olabilir ama nihayetinde herkes konser sırasında beni dinliyordu.

 

Diyarbakır’a indiğinizde ne hissettiniz?

 

Ben hayatım boyunca bunu düşündüm. Hep Diyarbakır’da bir konser vermeyi düşündüm. Benim için çok önemliydi. Sonra bunu başarıp başaramayacağımı düşünmeye başladım. Diyarbakır’a geldiğimde hep kötü şeyler düşündüm, hep korktum, ‘Ya, ses düzeni bozulursa, ya tam o gün hastalanırsam’ diye. Hep başaramamaktan korktum.

 

Konser alanına girişiniz de pek kolay olmamıştır.

 

Evet, bir ambulansla girdik alana. Üç yol denedik, ilk ikisinde başaramadık, üçüncü yoldan gelebildik. Ama ambulans sahneye yanaşınca hemen fark etti birileri benim geldiğimi. Ambulanstan sahneye nasıl çıktığımı hatırlamıyorum. 30 metre ileride sahne. Nasıl olduysa beni taşıyıp koydular sahneye. Gerçek bir çılgınlıktı.

 

Şimdi bu konserin bir belgeseli yapılacakmış.

 

Evet, hepsini çektik. İsmini de, ‘Ciwan Diyarbakır’ koyacağım. Sadece ‘Ciwan Diyarbakır’.

 

Mardin’de de zabıta kıyafeti ile kaçırmışlar sizi sahneden.

 

Evet, o da ayrı bir hikaye. Başka türlü oradan ayrılmamız mümkün olmayacaktı.

 

Nasıl politik izlenimlerle döndünüz Diyarbakır’dan?

 

Ben sadece iki gün orada kaldım. Bu yüzden de edindiğim izlenimler sınırlı olacaktır. Ama Diyarbakır’da ben halkı sokaklarda çok sakin buldum. Birçok kişiyle konuştum. Surdibi’ne gittim. Çocuklarla konuştum, gençlerle konuştum, ne düşündüklerini sordum. Ben Kürtler’in ayrılıktan yana olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Onlar bu ülkeyi çok seviyorlar ve sevdiklerini de söylüyorlar. Bütün Kürtler İstanbul’a, Antalya’ya aşık. Buralar olmadan yaşayamayacakları anlaşılıyor. Sonra ben Türk toplumu aleyhinde bir söz duymadım kimseden. Sonra şarkılarının hepsini seviyorlar bu ülkenin. Sezen Aksu’nun şarkılarına bayılıyor Kürt gençleri. Böyle bir korku olabilir devlette, siyasetçilerde ama bence gereksiz bir korku, Türkler ve Kürtler asla ayrılamazlar birbirlerinden.

 

Sizce Türkiye’deki Kürtler’in talepleri nedir?

 

Haklarını istiyorlar. Kimliklerini istiyorlar. Tek istedikleri bu. Televizyonlarını, radyolarını istiyorlar. Bu konuda da çalışmalar başladı ve bence herşey daha iyi olacak gelecekte. Bu AB süreci bütün provokasyonlara rağmen Türk-Kürt kardeşliğini daha da perçinleyecektir. Ben iyimserim.

 

Şarkılar, nefis bir Türkçe ile yazılmış Sezen Aksu şarkıları ile nefis bir Kürtçe ile yazılmış Ciwan Haco şarkılarının da bu kardeşliğe bir katkıda bulunduğu o kadar iyi anlaşılıyor ki Diyarbakır sokaklarında dolaşırken, değil mi? Şarkıların gücüne inanır mısınız? İnanıyor musunuz hala?

 

İnanmasam yaşayamazdım. Çünkü ne zaman şarkı başlasa, sloganlar duruyor ve müziği dinliyorlar, benimle birlikte söylüyorlar. Bu fantastik bir şey.

 

Böyle bir hayran kitlesini gördükten sonra Türkiye’ye yerleşmeyi düşünüyor musunuz, düşündünüz mü?

 

Tabii ki. Ama açıkça söylemeliyiz ki, Kürt müziği şu sıralar bir krizde. Bunu utanmadan söylemeliyiz. Kürt müziği istenen satış rakamlarına ulaşamıyor. Çünkü Kürt toplumunun alım gücü daha zayıf. Konser biletlerine para ayıramıyorlar geniş kesimler. Başka ne gibi nedenlerden kaynaklanıyor bilmiyorum ama yılların korkusunun, baskısının da etkisi olmalı. Kürt müzik endüstrisi gelişmek zorunda. Çünkü müthiş bir potansiyel söz konusu ve bu Türkiye’nin kültürel zenginliği için de çok önemli.

 

Bir de Kürt müziği daha çok Avrupa ülkelerinde üretildiği, kaydedildiği için sanki altyapı açısından Türkiye popüler müziğinin daha ilerisinde. Daha deneysel. Bunun da etkisi oluyor mudur?

 

Sanmıyorum. Çünkü bizim dinleyicilerimiz bu tür deneysel çalışmalara, eklektik tarzlara alışkın. Kulakları alıştı. Eğer bu doğru olsaydı, bu kadar çok dinleyicim olmazdı benim. Ben sadece endüst-rinin gelişmediğini düşünüyorum. Cesur prodüktörlere ihtiyacımız olduğu kesin ama. Ayrıca korsan satışlar en çok Kürt müziği pazarında oluyor.

 

Böyle devasa bir konser sonrasında Türkiye’deki müzisyenlerden sizi tebrik eden oldu mu? http://www.chatulkesi.com

 

Hayır, maalesef olmadı. Mesela İbrahim Tatlıses’i tanımak isterdim. Ama olmadı. Çünkü sahneye çıkardılar beni. Sonra sahneden sonra kaybettiler. Mümkün olmadı tanışmamız.

 

Peki, ikinize gösterilen seyirci reaksiyonları arasında bir fark saptayabildiniz mi?

 

Ben İbrahim Tatlıses’i izleyemedim sahneden. Ama o yaklaşık 25 yıldır Türkiye’de sahneye çıkıyor ve en ünlü şarkıcı. Bana göre daha avantajlı olmuş olabilir. Ama benim de kendi avantajlarım olduğu ortada.

 

Tatlıses’i Diyarbakır konseri nedeniyle politik açıdan eleştirenler oldu. Ama kimse size bu tür bir eleştiri de bulunmadı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

 

Ben İbrahim Tatlıses gibi bir şarkıcının Diyarbakır’da Newroz konseri vermiş olmasını Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından çok önemli buluyorum. Benim durumum daha net. Bir kere medyanın ilgisi daha da büyük oldu ikimizin, benim ve İbrahim’in, orada olması yüzünden bu yıl Diyarbakır’a. Bu da iyi bir şey.

 

Siirt ve Mardin’deki akrabalarınızı ziyaret ettiğinizde ne hissettiniz?

 

Siirt’te ilk kez annemin akrabalarını gördüm. Birlikte yemek yedik. Tabii çok kalabalıktı. 300’ün üzerinde kişi. Kadınlar, çocuklar: Hepsi benimle fotoğraf çektirdi. Annem akrabaları ile görüştüğüm için şimdi çok mutlu.

 

Türkiye’ye gelişleriniz müziğinizi etkilemeye başladı mı? Müziğinizi, şarkı sözlerinizi?

 

Tabii, çok ilham aldım buraya gelişlerimden. Yeni albümümde bunlar çok net ortada olacak.

 

Karınız, çocuklarınız da merak ediyor mu Türkiye’de neler yaptığınızı, nelerle karşılaştığınızı?

 

Tabii karım seyahat öncelerinde biraz kaygılanıyor. ‘Yine mi gidiyorsun?’ diyor. Ama benim verdiğim cevap da şu oluyor: ‘Türkiye çok güzel bir ülke. Benim en fazla hayranım orada. Ben oraya gitmek, bu güzelliği görmek zorundayım. Başka bir seçeneğim yok.’

 

Bayrak yırtılmasını ya da yakılmasını asla kabul edemem

 

Peki, bu Mersin’deki bayrak yırtma olayını nasıl eğerlendiriyorsunuz?

 

Ben bir bayrağın yırtılmasını ya da yakılmasını asla kabul edemem. Çünkü Türkiye’nin bayrağı bu ülkedeki bütün insanları temsil ediyor. Sadece Türkler’in değil Kürtler’in de bayrağı o. Araplar’ın da, Yahudiler’in de, Ermeniler’in de, Süryaniler’in de, Lazlar’ın da, Çerkesler’in de. Ben bayrağa böyle bir saldırıyı kabul edemem. Ama şunu da unutmamak gerekir. Bu tür olaylar sadece Türkiye’de olmuyor. Amerika’da Amerikan bayrağına saldıran Amerikalılar oluyor, İsrail’de İsrail bayrağına. Yani bu genel bir problem. Ayrıca duyduğum kadarıyla bunu yapanlar iki çocuk, yetişkin bile değiller. Eğer bunu bir örgüt, bir parti yapsaydı, eğer bu örgütlü bir eylem olsaydı o zaman bir problem olarak kabul edilebilirdi. Ama bunu yapan sadece iki çocuk.

 

Ayrıca, Mersin’deki gösteride kimse Türk bayrağı taşımıyordu. Bu bayrağın o çocukların eline nereden geçtiği hala netlik kazanmış değil. Bunun başka güç odaklarının bir provokasyonu olması da kuvvetle muhtemel. Değil mi?

 

Kim yaptıysa, bir provokasyon olduğu kesin. Ama ben bunu yapan insanların bir şey elde edeceklerini sanmıyorum. Çünkü Türkiye’deki toplumlar birbirini seviyorlar. Ve bu sevgi böyle küçük olaylardan zarar görmez. O yüzden herkesin sakin olması gerekir.

 

Kendisi Değil Anadili Politik

 

Türkiye’de en çok albüm satan sanatçılardan Ciwan Haco’nun yeni çalışması Off piyasaya çıktı. Suriye kökenli bir Kürt olan Ciwan Haco Türkiye’de gördüğü ilgiden onur duyuyor.

 

Ciwan Haco, Suriye’nin, Türkiye sınırına yakın bir köyünde doğmuş. Liseden sonra Almanya’ya gitmiş, Bochum Üniversitesi’nde müzik okumuş. Ciwan Haco’nun adını belki çok sık duymuyorsunuz ama o Türkiye’de albümleri en yüksek satış rakamlarına ulaşan sanatçılardan biri. Şarkılarını Kürtçe söylediği için uzun yıllar boyunca Türkiye’de konser veremeyen Ciwan Haco iki yıl önceki turnesinde yüz binlerce hayranıyla buluştu, verdiği her konsere binlerce kişi geldi. Geçen yıl Nevroz kutlamaları sırasında 400 bir nüfuslu Batman’daki konserine 300 bin kişi katılması popüler müzik tarihinde bir rekor sayılıyor. Ciwan Haco ile yeni albümü Off üzerine konuştuk.

 

– Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

– Etnik-pop, etnik caz.

 

– Buralara ait bir müzik yapıyorsunuz. Çalıştığınız müzisyenlerin ise çoğu Batılı. Genellikle İsveçliler’le birlikte çalıyorsunuz. Neden böyle?

– Ben buralardan ayrıldığımda ilk olarak Almanya’ya gittim. Orada tanıdığım ilk müzisyenler de Almanlar oldu. Müziğe böylece başladım. Daha sonra bu neden bizim işimiz olmasın, neden profesyonel olarak müzikle ilgilenmeyeyim diye düşündüm. Ben bu ilişki biçimini çok seviyorum, bir Avrupalı benimle çaldığı zaman kendi gibi çalıyor, ben de kendim gibi söylüyorum ve ortaya bir bileşke çıkıyor. Bu bileşke çok güzel bir duygu yaratıyor, bir hoşluk yaratıyor.

 

AYDIN BİR AİLENİN ÇOCUĞU

 

– Uzun yıllardır Batı’da yaşıyorsunuz. Bildiğim kadarıyla eşiniz de İsveçli.

– Hayır, İzlandalı.

 

– Özür dilerim. Buna karşılık parçalarınızda Kürt köy hayatına ilişkin konular var. Kendi yaşadıklarınızdan, kendi yaşadığınız ortamdan çok az bahsediyorsunuz.

– Köylüyü yorumlamak gerekiyor. Ben birçok olay üzerine, birçok konu üzerine şarkı söylüyorum. Ben bir Kürt çocuğu olduğumu inkâr etmiyorum, bir köyde büyüdüm. Köyde hayat da çok kolay değildir. Ama ben köydeyken çok okurdum, Garcia Marquez okurdum, Beatles dinlerdim. Bunları da bilirdim yani. Aşiretimin, ailemin çoğu okumuş insanlardı. Bizi de okumak konusunda teşvik ederlerdi.

 

– Ama şimdi şehirdesiniz ve Kürtlerin ciddi bir kısmı da şehirde yaşıyor.

– Ben birçok olay üzerine, birçok konuda şarkı yaptım. Sizin bahsettiğiniz parçaların bir kısmı da geleneksel şarkılar zaten.

 

– Kal adlı parçanızda torunu yaşındaki bir kıza göz koyan yaşlı bir dede anlatılıyor. Böyle ilişkiler sizce yaygın mı?

– Evet, böyle şeyler var. Ama sadece Kürtler arasında değil. Bazen Berlin’de yürürken 60-70 yaşındaki bir adamın yanında 20-25 yaşında bir kızla yürüdüğünü görürsünüz. Bu dünyanın her yerinde yaşanan bir sorun, Kürtlükle alakası yok. Bir gün böyle şeyler kalmayacağını umuyorum ama bunun olabileceğinden pek de emin değilim.

 

– Şarkılarınızda açık bir erotizm var. Halbuki Kürt kültüründe erotizm çok az.

-Geleneksel Kürt kültüründe erotizm vardır. Yoğun bir erotik kültür vardır.

 

– Çağdaş kültürde?

– Maalesef çağdaş kültürde daha az. Ama geleneksel parçalarda örneğin kadınların göğüsleri tasvir edilir, boyları bosları tasvir edilir. Çok açık bir biçimde yapılır bu.

 

Ciwan Haco Albümleri.

 

2006/ Off

Çıkış Tarihi 17 Mart 2006 Cuma

 

2003/ Nana

Çıkış Tarihi 07 Kasım 2003 Cuma

 

2003/ Diyarbekir

Çıkış Tarihi 21 Mayıs 2003 Çarşamba

 

2003/ Derya

Çıkış Tarihi 17 Ocak 2003 Cuma

 

2001/ Nîsêbina Rengîn Çaw Bela

Çıkış Tarihi 19 Ocak 2001 Cuma

 

2000/ Bılura Mın

Çıkış Tarihi 20 Haziran 2000 Salı

 

1999/ Girtiyen Azadiye

Çıkış Tarihi 11 Haziran 1999 Cuma

 

1999/ Leyla

Çıkış Tarihi 06 Mayıs 1999 Perşembe

 

1999/ Gula Sor

Çıkış Tarihi 29 Nisan 1999 Perşembe

 

1998/ Destana Egideki

Çıkış Tarihi 13 Kasım 1998 Cuma

 

1996/ Se uSê Gûle

Çıkış Tarihi 23 Ekim 1996 Çarşamba

 

1994/ Durî

Çıkış Tarihi 07 Ekim 1994 Cuma

 

1993/ Si U Se Gule

Çıkış Tarihi 15 Mart 1993 Pazartesi

Don't have an account yet? Register Now!

Sign in to your account