logom.png

A        B        C        D        E        F        H        K        L        M        N        O        P        R        S        T        U        V        Y        Z

Erkan Oğur 

 

1954 Ankara doğumlu olan sanatçı, 1976´dan beri perdesiz gitar çalıyor. İstanbul Devlet Konservatuarı Klasik Türk Sanat Müziği bölümünden mezun oldu. Yeni seslerin geliştirilmesine ilgi duydu. Aynı zamanda ud, tanbur, bağlama, cümbüş ve keman gibi geleneksel çalgıları da başarıyla çalmakta. Doğu Anadolu´nun folk müziği ve Aşık Veysel gibi ozanların şarkılarıyla büyüyen sanatçı, 1960´larda Jimi Hendrix´i dinledi ve bu, yeni bir müzikal deneyimin başlangıcı oldu. 

Perdesiz elektirkli gitarın pasajları üzerinde kayma ve çeyrek tonların çalınmasına olanak tanıdı. Bunun Türkiye´de kabul edilmesi 5 yıldan uzun zaman aldı. 1980´lerin sonunda ünlü sanatçılar onu keşfetmeye başladı. 1988´den bu yana onun yer almadığı bir stüdyo prodüksiyonundan söz etmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. 

 

Benim okulum Elazığ´ın köy düğünleri

 

"Neden Geldim İstanbul´a"nın Burhan Çaçan tarafından meşhur edildiği sıralarda uzun uzun konuştuk Erkan Oğur´la... Sonra, "Bir Ömürlük Misafir" yayınlanınca bir kere daha... Geçen zaman içinde Oğur, "Eşkıya" filminin müziklerini yaptı, yakında bağlama sanatçısı İsmail Demircioğlu´yla birlikte yeni albümü yayınlanacak...

 Son günlerde gazetelerde adı sık sık geçen, listelere giren bir türkü var: "Neden Geidim İstanbul´a". Bu türkü aslında. sizin adınız hiç geçmese de, sizin orijinal yorumunuz ve oldukça ilginç de bir hikayesi var. Türküyü nasıl buldunuz, hikayesini anlatır mısınız? 

 

 

Erkan Oğur: Türkünün aslı “Neden Geldim Amerika’yadır. Bir Ermeniye ait. Bu adam 1920´lerde memleketi Harput´ta Amerika’ya göç ediyor. Önce Bandırma’ya geliyor, gemiye binip New York´a gidiyor. Orada yaşamaya başlıyor. Amerika´ya çok da uyum sağlayamıyor. Memleketi özlüyor. Ve orada, yine bu bölgeden müzisyenlerle Harput yöresi folkloruyla bir beste yapıyor. Anonim değil yani, bir beste. 0 yörenin folklorundan etkilenerek, "Neden Geldim Amerika´ya"nın hikayesini yapıyor. Hem yörenin aksanı, hem Ermeninin Türkçe konuşmasını düşünün, koyu bir aksanla, çok güzel bir sesle söylüyor. Taş plak olarak kaydediliyor. Ben 89-90 yılları arasında Amerika´dayken Jerry Silverman adlı bir müzikolog sayesinde farkettim bu türküyü. Çok hoşuma gitti. Ben de Amerika´dayım, memleketi çok özlüyorum, bir-iki kere öyle söyledim. Sonra bir baktım, "Neden Geldim İstanbul´a" lafı çıktı ağzımdan. Birdenbire bizim İstanbul´daki durumumuza ne kadar denk düştüğünü gördüm. Göçü anlatan bir şey...

 

Siz bu türküyü söylemediniz ama, başkaları söyledi, hatta listelere girdi, gazetelere haber oldu, adınız bile geçmedi. Buna ne diyorsunuz? 

 

Ben hiç bu isimler hakkında konuşmak istemiyorum. Yalnızca şu kadarını söyleyebilirim: Son dönem Türkiyde´de yapılan müziklerin neredeyse tamamı, çalma, araklama, esinlenme yoluyla ortaya çıkmıştır. "Neden Geldim İstanbul´a"nın başına gelen de bu işte.

 

Geçen sene bu türküyü bir CD çalışmasının içine koymayı düşündüm ve yaptık. Götürdüm birkaç firmaya. Hepsi ticari boyutlarda Şeylerle uğraştıkları için, "bu sıfır satar, sen bunu, en iyisi yurt dışında yap" dediler, akıllar verdiler. Bütün masrafları bana ait olmak üzere, bazı kayıtları burada, bazı kayıtları Amerika’da. bazılarını da Almanya´da yaptım. O CD´de yer aldı bu türkü geçen sene. Burada yayınlanmadı. Tutmayacağı söyleniyordu. Bu olaylardan sonra ilgilenmeye başladılar.

 

Bu durumda o CD´nin Türkiye versiyonunu çıkaracak mısınız? 

 

Şimdi, bir firmayla anlaştım. Dört parçayı şu anda kaydettim. Diğerlerini yılbaşından sonra kaydedip bitireceğim. 

 

Almanya´da piyasaya çıkan CD´nin aynısı mı olacak? 

 

Bu CD´nin biraz daha az enstrümantal olanı. Orada daha enstrümantal, emprovizeye yönelikti... Ben aslında perdesiz gitarı tanıtmak için yapmıştım bu CD´yi.

 

Perdesiz gitar ilk kez sizin yaptığınız ve çaldığınız enstrüman galiba... 

 

Perdesiz gitar yeni bir enstrüman ve Türk gitarı olarak tanıtıyorum, hakikaten Türkiyeli bir çalgı. Şimdi pazarı oluşmaya başlarsa, belki aletin üretimi, patentini alma söz konusu olabilir. Ben çesitli modellerini yaptım. İşte klasik, akustik, altı telli, sekiz telli...

 

Kendi müzik aletlerinizi kendiniz mi yapıyorsunuz? 

 

Evet, genellikle kendim yapıyorum. Türk müziği konservatuarında okuduğum sırada, enstrüman yapımı dersleri de aldım. Mühendislik yanım filan da var. Daha önceki yıllarda fizik okumuştum Almanya´da. Ordan kalan bir etki var. Biraz akustik bilgisiyle, biraz müzik bilgisiyle, biraz el becerisiyle enstrüman yapımını ilerlettim. Mesela, bunun adı "Telli Baba"... Sekiz telli. Beş oktav ses sahası var.

 

Perdesiz gitar nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? 

 

Perdesiz gitar için esas ihtiyaç, tamperaman dışı sesler ve Türk müziğinin seslerinin çalınabileceği bir enstrümana olan ihtiyaçtı. Esas maksat, perdesiz enstrümanlarda, aslında bütün enstrümanlarda, insan sesini taklittir. Buna da en ideal biçimde, insan sesinin kendisi gibi, perdesiz, sınırlandırılmamış bir aletle ulaşılabilir ya da yaklaşılabilir. Böyle bir ihtiyaçtan, Türk müziği seslerine olan ihtiyaçtan doğdu. Perdesiz gitar, caz için, blues için, rock için, hatta heavy metal için çok müsait bir alet... Eğer o pazara enstrüman olarak girerse ticari boyutu olabilir.

 

Gitarla mı başladınız müziğe? 

 

Benim ilk sazım cümbüş ve bağlamadır. Cümbüş de perdesiz bir sazdır. Bizim yöremizde çok yaygındır. Oradan bir doğal alışkanlığımız, yatkınlığımız var. Yirmi yaşından sonra gitar çalmaya başladım. Gitarı çok sevdim. Bir yerden sonra, içimizde olan bir şeyden, buranın getirdiği ihtiyaçtan, yetmedi alet. Perdelerini sökerek, öyle bir arayış içerisinde bu alete ulaştım. Türk müziği ses sistemiyle ilgili, tamperaman dışı seslerin kullanıldığı akorlar düşünüyorum.

 

Elazığlısınız, siz de orada bulundunuz mu, yok sa aileniz daha önceden mi gelmişti? 

 

Ailem oralı, ben de orada büyüdüm. 15 yıl çocukluğum orada geçti. Lise çağlarında ayrıldım. 

 

Müzikle ilgilenmeye oradayken mi başladındız? 

 

Evet, ben beş yaşından beri müzikle uğraşıyorum. Oyun şeklinde... Ailem çok destek olmamıştır bu konuda.

 

Ailede hiç çalan, söyleyen, kendinize örnek aldığınız yakınlarınız var mıydı? 

 

Yok hiç, ne amatör, ne profesyonel kimse yok... Ben çok büyük bir yalnızlık altında, kendi kendime bu yola girdim. Ve çok zaman kaybettim tabi bu yüzden. Standart aile şablonları nedeniyle, okunacaktır, mühendis olunacaktır, doktor olunacaktır... Ama benim için hep müzik vardı. 0 yaşlarda bir müzik eğitimi görmedim. Sokaklar, dağlar, kuşlar, civanrın müziği, yöre müziği... Benim okulum aslında, Elazığ´ın köy düğünleri oldu. Köy düğünlerinde duyduğum müzikler... Ve sonra çalmaya başladım.

 

Söyleyerek mi, çalarak mı başladınız? 

 

Önceleri söylerdim. Sesim güzeldi. Ama çok utanırdım, yalnızken söylerdim. Çok zorlarlardı, arkamı döner, duvarın köşesine sıkışıp iki satır duvara doğru söyler, sonra heyecandan ağlardım, söyleyemezdim. 0 yüzden söyleme sorunum vardır hala. Hala halkın önünde söyleyemem, stüdyolarda kaçamak biçimde söylüyorum. 

 

Müziğinden çok etkilendiğiniz, çok beğendiğiniz kişiler oldu mu? 

 

Genelde müzik olarak ilgilendiğim kişiler var. Gitarla ilgili olduğum için bazı gitaristler var hoşuma giden, beğendiğim. John Mc Laughlin´i severdim, hala da seviyorum. Jimi Hendrix beni çok etkilemişti. Gitar heyecanımı o uyandırmıştı. Radyoda ilk defa Elazığ´da duydum onu. Bu nedir diye şaşırdım. Bunu ben öğrenmeliyim dedim. Içimde hala Hendrix unsurlan vardır. Onun tonuna kimse ulaşamadı daha hala...

 

Bugün rock barları Hendrix´i yorumlamaya meraklı gençlerle dolu... 

 

Hendrix´i yorumlamak cesaret işi veya cehalet mi demeli. Kendi müziğini yapmalı insanlar. Ama Hendrix önemli bir etkileyici unsur. Amerika´da her sene Hendrix yarışmalan oluyor. Bir sürü gitarcı onun parçalannı çalıp ödüller filan alıyorlar. Çok komik.

 

Açıkhava´daki konserinizde altı telli bas çalan bir genç vardı. 0 alet de sizin tasarımınız mı? 

 

Haa, ilkin. Benim tasarımım değil. Yıllar önce, Fender marka bir gitarımın tellerini değiştirip bas gitar telleri takarak onu kalın ses veren bir alete dönüştürmüştüm. Altı telli bas, bas bas bağıran bir alet oldu. Hatta yaşayan bir konser vermeye kalktık. İki davul ve o gitarla birlikte. Bir sürü Marshall anfiyi arkamıza koydum, hepsini paralel bağladık. Davulcular da çok iyi davul çalan iki arkadaşım: Cem ve Turgut. Onlar, biri sağda, biri solda, ben de ortada çıktık çalmaya başladık, 15-20 dakika sonra yukarıdaki albay rahatsız oluyormuş, konser durduruldu. Konserin bir ilginç yanı daha vardı, gelip dinleyenlere biner lira veriyorduk.

 

Yine geriye dönelim isterseniz... 

 

Ailede destek pek yoktu ama, annem çabalamıştır. Sonunda ben altı yaşındayken bir keman getirdiler. Kemanın boyu benim kadardı. Mümkün değil çalmam. Ben bu enstrümanla cebelleşip durdum. Bir yıl kadar kemanla uğraştım. Nasıl yaptım hatırlamıyorum ama, sonunda çözmüştüm aleti. Ben çok üstüne gider oldum aletin, dağlara kaçıyordum. Harput´ta bir uçurum vardı, yankı yapıyordu. Ben orada yay çekerek oynuyordum, dııın, dıııın diye... Orkestram yankılardı. Sonra ben kemanla yok olmaya başlayınca, bizimkiler rahatsız olmaya başladılar. Kaldırıp yüksek bir yere koydular aleti. Sonra, üniversite yıllarında fizik okumak için Almanya´ya gittim. Üç sene okudum, terkettim. 0 dönemlerde gitar ilgimi çekmeye başlamıştı. Klasik gitar plakları alıp dinlerken, o plaklarda çalan parçaların kütüphanelerden notalarını bulup çalarak öğreniyordum. Bu tabi çok uzun süren bir öğrenme yöntemi. Çok daha kısa zamanda bir hocayla öğrenilebilir ama, benimki otodidaktik oldu.

 

0 ilk kemandan üniversite yıllarımdaki gitara kadar hiçbir çalışmanız olmadı mı? 

 

Bağlama, cümbüş, ud... Daha çok bağlama çaldım. Gitar çok sonra yani. Bağlama merakımdan dolayı altı telli bağlama yaptım. Prototip bir enstrüman... Çok sesli halk müziğinin doğru şeklini yapabilmek için, nasıl Batı müziği için piyano ana enstrümansa, bu da Türk müziğinin piyanosu olabilir. Akor düşünmek için bir imkan. Bunu yaptıktan sonra, üç telli bağlamanın ne kadar kıymetli bir alet olduğunu daha da iyi anladım. Altı tellide onun yapamayacağı bir sürü şey yapılıyor ama, bazı sihirli şeyler de yapılamıyor.

 

Bu aletin kabul göreceğini sanıyor musunuz? 

 

Sanmıyorum. Bir iddiam yok ve çok erken, önce aletin müzik yapabilirliğini inceleyip tekniğini geliştirmek gerekli. Henüz emekliyor. İnsanlanmız çok tutucu, çok reaksiyon da görebilir...

 

Sizin bu tutuculuğu kırmak, onunla mücadele etmek gibi bir derdiniz var mı? 

 

Ben pasif bir insanım. İçe dönük yaşayan birisiyim. Bir şeyler yaparım sunarım, kabul görür görmez veya eleştirilir filan, onlara çok kulak asmıyorum. Kapılar da açık, isteyen, merak eden gelip inceler, eleştirir. Ben insanları eğitmek istemiyorum. Ders veren insanlardan olmak istemiyorum. Şöyle yapılmamalıdır, bunun doğrusu budur, kötüsü şudur gibi... Müzik çok özel bir konu. Bana sorarsanız, yalnız yapan kişiyi ilgilendiren bir konu. İnsanların gece gördükleri bir rüya gibi. Birisi ondan hoşlanıyor, birisi öbüründen hoşlanıyor. Bir şey diyemezsin, sınırlayamazsın. Müzikle ilgili standartlar var tabi. Matematiksel sınırlamalar getirebilirsin. Estetik için de matematik sınırlamalar getirebilirsin ama, yine de acaip bir özgürlüğü var. Ben sadece kendim için yapıyorum. Civarımdakiler, insanlar hoşlanınca mutlu oluyorum.

 

Don't have an account yet? Register Now!

Sign in to your account